top of page

Çalışanları Motive Eden 3 Şey


Motivasyon, kendimiz de dahil biz ve hepimizin en önemli konularından bir tanesi, değil mi?

Gündelik ve iş yaşamlarımızda gittikçe karmaşıklaşan yapılar ve bu karmaşaya adapte olabilmek adına hızını alabildiğine yükselttiğimiz tempomuz, hem kişi hem de organizasyonların hayatında gittikçe daha da önemli bir kavram haline getiriyor.

Aslında motivasyon kavramı, çok temel birkaç prensibe dayanıyor. Uygulamak ise emek ve bilgi, ancak daha çok, her şeyde olduğu gibi, ‘insana saygı ve sevgi’yi gerektiriyor. Çünkü bu emek, ancak saygı ve sevgi oranında yorucu olmaktan çıkıp keyif haline geliyor.


Daha önce ‘Bizcil Sistem Liderleri’ yazımda belirttiğim gibi Öz Tayinlik Teorisi’ne göre (Self Determination Theory) bir kişinin 3 temel psikolojik ihtiyacı var: Özerklik (otonomi), Yetkinlik (competency) ve Bağlılık (relatedness)*


Özerklik, kişinin kendi değerleri doğrultusunda aksiyon alabilmesidir, ki, Integral Felsefe de bunu vurgular: Bir kişiyi motive edebilmek için önce onun bulunduğu değer sisteminde, örneğin başarı, güç, adalet, özgürlük gibi kavramlara nasıl baktığını anlamak, bunların hangilerini önceliklendirdiğini bilmek, kısaca o kişiyi tanımak gerekir. Bütünün, kişilerin toplamından daha fazla ve farklı olduğundan hareketle, bir organizasyondaki takımların ortak değerlerini saptamak, o takımın ‘özerklik’ prensibini anlayabilmek açısından çok önemlidir. Ryan ve Deci, özerklik ihtiyacının içinde, kişi ve takımların ‘opsiyonlar arasından seçim hakkına sahip olması’ ilkesini de vurguluyorlar. Kısaca, bir insanın motive olabilmesi için, ona birkaç opsiyondan birini seçmesi (tercihen kendi opsiyonlarını yaratabilmesini) gerekliliğinden bahsediyorlar. İntegral Koçluktaki en temel ve en özel prensiplerden biri de bununla mükemmel bir şekilde uyumludur: Koçlukta, fikirler empoze edilmez, onun yerine danışanın kendi opsiyonlarını yaratması esastır. Kişi ve takımlar, kendi yaptıkları seçimlerde daha fazla sorumluluk alırlar ve aksiyona daha motive bir şekilde geçerler.

Yetkinlik ise, kişi ve takımların, motive olabilmeleri için kendilerini ‘yetkin hissetmeleri’ anlamını taşır. Yine Ryan ve Deci’nin araştırmalarına göre, kendinizi hiç yetkin hissetmediğiniz bir işte, -nasılsa başaramayacağınızı düşündüğünüzden- ya motive olmazsınız ya da en baştaki motivasyonunuz bir süre sonra zamanla azalmaya başlar: Örneğin satış ekiplerine verilen ve tutturulması çok zor veya imkansız olan hedefler, kişi ve takımlarda motivasyonu sanıldığı gibi arttırmaz, aksine düşürür.

Kişi ve takımlar, motivasyonlarını koruyabilmek için sürekli ‘kendini geliştirme’ye ihtiyaç duyarlar. İntegral Koçlukta bunun karşılığı ‘herkesin kendi potansiyelini gerçekleştirmek’ isteğidir: Zorlu ve uzun mesailer (dengede olduğu sürece), sanılanın aksine, kişi ve takımlarda motivasyonu azaltmaz, bunlar, ‘yetkinlik ve kendini geliştirme’ duygusunu arttırıyorsa, kısaca bir anlamı varsa, motivasyonu arttırır. Bütün bunlar ışığında motivasyonu düşüren, sürekli olarak aynı seviye bilgi ve beceri getiren, tekrarsal ve kişiye hiçbir şey katmayan (bu algıyı oluşturmayan) işlerdir.

Kişi ve takımlar işlerinde bir kez yetkin hissettiler mi, bunun üzerine çıkmayı beklerler. Bir lider ve takım koçu olarak, takım ve projelerde -özellikle genç çalışanlarda-, görevini hakkıyla tamamlamaktan sonraki en önemli ikinci hedefin kendini geliştirmek olduğunu bizzat ölçümlenebilir sonuçlardan gördüm.


Bir iletişimci ve koç olarak, Özerklik ile birlikte en fazla önemsediğim ‘Bağlılık’ faktörü ise, Ryan ve Deci tarafından, günümüz bireysel topluluklarında herkesin ihtiyaç duyduğu ‘sevmek ve sevilmek, değer görmek ve göstermek’ ihtiyacı olarak tanımlanıyor: Bu, şüphesiz sadece insanda değil, her canlı topluluğundaki en temel ihtiyaçlardan.


Bunun iş ortamındaki karşılığı, sabah işe ayaklar geri geri giderken en azından Murat ve Selin’i görecek olmanın verdiği o son enerjidir. Sırf Can’dan sıcak bir günaydın almak için masana giderken yolunu biraz uzatmandır; saatler sonra ekrandan kafanı kaldırdığında dinlenmek için Merve’ye attığın şaka yollu bir laf ve ondan alacağın komik bir tepkidir; kahve molalarında mutfakta karşılaştığın ve birlikte hiç çalışmadığın, ama ‘içinin ısındığı’ Kaan ile hafta sonundan küçük bir anını paylaşmak; eşinle yaptığın bir konuşmayı anlatmak için iple çektiğin öğlen yemeğinde Seda ile konuşmaktır. Kişilerin arasındaki bu bağlılık, belki de özerklik ve yetkinliğin hiçbir zaman tam anlamıyla yaşanamadığı iş ortamlarında, çalışanları da organizasyona bağlayan en önemli şeydir.


Fark ettiyseniz, kişi ve çalışanlarda ‘sürdürülebilir’ bir motivasyon için ne yüksek maaşlar, ne de primler ilk sırada değil. Ryan ve Deci de, yaptıkları deneylerde, bir kişiden bir ‘yardım’ istendiğinde ve bunun karşılığında bir ödül – özellikle de para- verildiğinde, bir sonraki benzer bir talepte çocukların bunu çok da isteyerek yapmadıklarını gözlemlemişler.*


Aslında sadece bu deney bile bize, bizi ‘heves’ le aksiyona geçiren şeylerin değerlerimiz (özerklik), yapabilirlik (yetkinlik) ve sevgi (bağlılık) olduğunu göstermiyor mu?


Sevgi ile

Zeynep Balaban (PCC)

Organizayon, Lider ve Takım Koçu


* Self Determination Theory, Basic Psychological Needs in Motivation, Development, and Wellness

コメント


bottom of page